İlk Çocukluk ve Karakter Oluşumu

Uzun zamandır insanların kişiliklerinin nasıl oluştuğuna dair düşünmüş ve farklı fikirler üretmişlerdir. Kimi zaman aile genetiğinin ön plana çıkarıldığı kimi zaman çevrenin daha büyük bir etkiye sahip olduğu düşünülüştür. Bu tartışmalar günümüzde de hala devam etmekte ve farklı yaklaşımlar ortaya konmaktadır. Psikoloji bilimi insan karakterini kişilik, huy ve mizaç olarak üç alt sınıfa ayırarak incelemeyi tercih etmiştir. Biz ise bu yazıda daha çok çevre ile şekillenen kısım yani kişilik üzerinde duracağız. İlk olarak Sigmund Freud erken dönem yaşantılarının önemi üzerinde durmuştur.

Freud’a göre yaşamın ilk altı yılında kurulan nesne ilişkileri yaşamın sonuna kadar sürdürülmektedir. Nesne ilişkilerini yüzeysel anlamda tanımlayacak olursak kişinin kendini ve çevresindekileri nasıl konumlandırma şekli diyebiliriz. Bu da insan davranışlarının haliyle kişiliğin temek belirleyicisi olmaktadır. Bunun dışında pek çok kuramda yine ilk çocukluk anılarının öneminde bahsedilmektedir. Bilişsel kuramın temellerini atan uzmanlardan biri olan Piaget’e baktığımızda da bunu görebiliriz. Piaget’e göre ise insan şemalar oluşturarak dünyayı tanır ve anlamlandırır.

0-2 Yaş Arası ve Karakter

Çocuğun dünyaya gelmesi ile birlikte anneden ayrılışın kaygısı oluşmuştur. Buradaki temel çatışma dünyaya duyulan güvendir. Bu da ihtiyaçların tam ve zamanında karşılanması ile sağlanır. İhtiyaçların gereğinden fazla fazla karşılanması oto kontrolün gelişmemesine neden olabilir. Bununla birlikte bağımlı bir gelişmesi ihtimalini de artırmış oluruz. Örneğin 2 yaşından sonra bireyin kendi yemeğini yeme ve acıktığını hissedip bunun sorumluluğunu alması gerekmektedir. Eğer anne emzirme dönemini sürdürür ve istek gelmeden çocuğu doyurursa hem içsel süreçlere hem de dış dünyayı keşfetmeye kapalı bir çocuk yetiştirmiş olur.

2-3 Yaş Arası ve Karakter

Tuvaleti öğrenme ve anne dışındaki çevre ile daha çok sosyalleşmenin geldiği bir dönemdir. Farklı kelimeler öğrenmeye açıktır. Sürekli çevreden gelen uyaranları yorumlar ve buna göre davranır çocuklar. Artık çocuğun bilinci daha gelişmiş haldedir. Çevresini keşfetmeye çalışırken çevreden gelen yoğun uyarılma gelecekteki kendine inancını etkiler. Bu dönemde kullanılan cezalandırma kendine olan güvenini sarsacaktır. Dönemin önemli yaşam görevlerinden biri de bedenin istemli davranışlarının artmasıdır. Artık topu düşürmüyor. Kalemin yazması için ne tarafını tutabileceğini kavramıştır. Bununla beraber tuvaletini tutabilir hale de gelmiştir. Bazen bu konuda aşırı tutumlar sergileyen ebeveynler olmaktadır. Sınır koymayanlar ve cezalandırıcılar olarak bir ayrım yapabiliriz. Sınır koymadığımızda kendini kontrol etmeyi öğrenememiş, isteklerini erteleyemeyen bir kişilik oluşması kuvvetle muhtemeldir. Cezalandırıcı davranış sitiline baktığımda çocukta suçluluk hissini yoğun yaşamasına sebep olacaktır. Bu da kendiyle alakalı olmayan noktalarda dahi suçlulukla baş etmesiyle sonuçlanır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir