Özgüvenle ilgili birçok farklı tanım ve yaklaşım var. Ancak ben bugün size özellikle erken çocukluk deneyimlerimizin bugünümüze nasıl yansıdığından ve kendi özümüze, yani içsel ışığımıza güvenmekte neden zorlandığımızdan bahsetmek istiyorum.
Öz güven eksikliğinin kökeni çoğu zaman yaşamın çok erken dönemlerine, özellikle de çocukluğun ilk yıllarına uzanır. Psikososyal gelişim kuramına göre 0–2 yaş arası, “temel güvene karşı güvensizlik” dönemidir. Bu dönemde çocuk, bakım verenlerinin tutarlı, sevgi dolu ve öngörülebilir tepkileriyle dünyayı güvenilir bir yer olarak deneyimleyebilir. Aksi durumda ise sadece dış dünyaya değil, kendine de güvenmekte zorlanan bir birey gelişebilir. “Dünya tehlikeli bir yer, ben yetersizim, değersizim” gibi inançlar, henüz kelimelerle ifade edilemeyen zamanlarda zihin ve bedenimize yerleşmeye başlar.
Kişi, bu temel inançlarla büyüdüğünde kendi yeterliliğine dair şüpheyle yaşar. Hep dışarıdan bir onaya, rehberliğe ya da kendisine güvenebileceği dayanaklara ihtiyaç duyar. Başarı, takdir, kabul gibi dış kaynaklar olmadan kendi varlığını değerli hissetmekte zorlanır. Oysa özgüven böyle bir şey değildir.
Özgüven, kişinin kendi değerini bilmesi ve içsel potansiyeline güvenebilmesidir. Bu, sadece başkalarının gözündeki yansımamıza değil, kendi içimizdeki güce, yeterliliğe ve değere duyduğumuz inançtır. Bu inanç, “her şeyi yapabilirim” gibi abartılı bir güven değil, “yapamasam da değerliyim, denemeye hakkım var” diyebilmeyi içerir. Kişinin yapabildiklerine ve yapamayacaklarına dair duyduğu güvendir. Gerçek özgüven, dış onaydan bağımsız olarak, kişinin kendisiyle kurduğu şefkatli ve dürüst ilişkiyle beslenir.
Ancak günümüzde birçok insan özüne güvenmekte zorlanıyor. Kendi potansiyelini fark etmekte ya da buna inanmakta güçlük çekiyor. Bunun yerine, başkalarının özünde kendisine güven arıyor. Çünkü durduğu yerden bakınca başkalarının ışığı çok parlak görünüyor. Başkalarının ışıklarını görüp onlara hayran kalmak elbette kıymetli ama kişi kendi içsel ışığının parlaklığını fark edemez ve bu ışıkla kendi içini aydınlatamazsa, zamanla kendine yabancılaşır. Özgüven için içsel kaynaktan uzaklaşır ve dışarıdan suni kaynaklarla özgüven edinmeye çalışır. Oysaki atalarımızın dediği gibi: “Taşıma su ile değirmen dönmez.” Dış kaynaklar bir yere kadar destek olabilir ama kalıcı ve sürdürülebilir bir güven, ancak içeriden beslenirse mümkündür.
Özgüven, her zaman “ben her şeyi yaparım” demek değildir. Özgüven, “yapamasam da değerliyim” diyebilmek, “denemeye hakkım var” diyebilmektir. Kendi iç sesini duyabilmek, kendi gerçekliğini gözeterek ilerleyebilmektir.
Eğer siz de içinizdeki ışığı arıyor ama bulamıyor gibi hissediyorsanız, belki de onu dışarıda değil, içinizde sessizce beklediği yerde aramanın zamanı gelmiştir.
Uzmandan Tavsiye
Eğer siz de özünüze güvenmek istiyorsanız, bir uzman olarak size küçük ama etkili bir öneride bulunmak isterim:
Her gün kendinize sadece 5 dakika ayırın. Telefonunuzu bir kenara bırakın, dikkat dağıtıcıları kapatın. Sessiz bir şekilde kendinizle baş başa kalın. İç sesinizi dinlemeye, özünüzün size ne söylediğini duymaya çalışın.
Nil’in de söylediği gibi: “Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu.”
Kaynakça / İlham Alınan Kuramlar
- Erikson, E. H. (1963). Çocukluk ve Toplum – Psikososyal Gelişim Kuramı
- Branden, N. (1994). Özgüvenin Psikolojisi
- Danışan deneyimlerinden ve psikoterapi sürecindeki gözlemlerden
- YouTube – “DqqHK7GBIN4” numaralı video
- YouTube – “BuEh5EVzRDg” numaralı video